Depremin ardından üç yıl geçmesine rağmen, Hatay ve çevresi sağlık açısından ciddi sorunlarla yüz yüze kalmaya devam ediyor. Yıkımın etkileri, bölgenin altyapısını ve sağlık hizmetlerini derinden sarsmış durumda. İnsanlar, temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlüklere uğrarken, devletin ve ilgili kurumların yetersizliği bu krizlerin büyümesine neden oluyor. Sağlık sisteminin sağlıklı işlemesi, sadece sağlık personelinin değil, aynı zamanda altyapının da etkin ve sürdürülebilir olmasına bağlıdır. Ancak, bölgedeki gerçekler, resmi söylemlerden çok farklı; yıkılan konutlar, yetersiz sağlık merkezleri ve ulaşımın zorlaşması, yaşamı her geçen gün daha da zorlaştırıyor.
Sağlık Altyapısında Derin Yıkım ve Güncel Durum
Hatay’da yaşanan afetin ardından, binlerce bina ya tamamen kullanılmaz hale geldi ya da ağır hasar aldı. Resmi rakamlara göre 112 bin yapı yıkılmış veya ciddi şekilde hasar görmüş olsa da, sahadaki gözlemler bu sayının 150 bini aştığını gösteriyor. Bu, insanların barınma ve yaşam alanlarının ciddi anlamda tahrip olduğunu ortaya koyuyor. Sağlık hizmetlerini sağlayan altyapı ise özellikle travmatik olay sonrası dayanıklılığını kaybetmiş durumda. Birçok hastane ve sağlık merkezi ya kapandı ya da yetersiz kaldı; yıkılan binalar, ulaşım sorunları ve elektrik-su kesintileri, sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Artan nüfus ve yetersiz altyapı, özellikle kronik hastalıklar ve acil sağlık ihtiyaçlarında büyük krizler yaratıyor.
Sağlık Hizmetlerine Erişim ve Sunumda Süreklilik Sorunu
Depremin etkisiyle, önemli ölçüde sağlık noktası geçici çözümlerle hizmet veriyor. Konteynırlardaki Aile Sağlığı Merkezleri ve yetersiz kalmış hastaneler, acil hizmetlerin aksamasına neden oluyor. Bu durum, özellikle kronik hastalıklara sahip olanlar için ciddi riskler barındırıyor. Branş hekimleri ve uzmanlık alanlarındaki eksiklikler, hastanelerin kapasitesini düşürüyor; aslında, uzmanlık hizmetleri nerdeyse durma noktasına gelmiş durumda. Elektrik kesintileri ve su sorunları, laboratuvar ve acil müdahale alanlarının çalışmasını engelliyor. Aşılamaların düzenli yapılamaması, çocuklar ve risk altındaki gruplar arasında hastalıkların yayılmasına zemin hazırlıyor. Bunun yanında, eczane ve diş sağlığı hizmetleri de yeterli değil, hastalar hem ulaşım hem de hizmet kalitesi bakımından mağdur oluyor.
Sağlık Çalışanlarının ve Halkın Mağduriyeti
Sağlık çalışanlarının çalışma şartları, kriz ortamının getirdiği en büyük zorluklardan biridir. Uygun dinlenme alanlarının ve moral kaynaklarının olmaması, hem çalışanların hem de hastaların sağlığını olumsuz etkiliyor. Sürekli artan stres ve yetersiz personel, muayene ve tedavi sürelerini uzatıyor, hasta memnuniyetini zedeliyor. Aynı zamanda, yetersiz malzeme ve ekipman, tanı ve tedavi süreçlerini sürdürülemez hale getiriyor. Mahremiyet ve güvenlik gibi temel haklar ise, büyük ölçüde ihlal ediliyor. Hastalar, yeterli imkanların bulunmadığı, kalabalık ve hijyenik olmayan ortamlar içerisinde tedavi oluyor. Bu da, hastalıkların hızla yayılmasına ve halkın sağlık güvenliğinin tehlikeye girmesine neden oluyor.
Bulaşıcı Hastalıklar ve Salgın Riski
Uygun altyapı ve sürekli aşılamanın yapılmaması, bölgedeki bulaşıcı hastalıkların yayılma riskini ciddi anlamda artırıyor. Yetersiz sağlık hizmetleri ve kaybolan iletişim kanalları, enfeksiyonların kontrol altına alınmasını imkansız hale getiriyor. Özellikle çocuklar ve yaşlılar, aşılama ve düzenli takipten mahrum kalıyor; bu da, ciddi salgınların önünü açıyor. Mevcut şartlarda, sağlık sistemi toplamda bir salgın savaşını yönetmekte güçlük çekiyor. Çevre koşulları, hijyen sorunları ve yoğun nüfus, hastalıkların hızla yayılmasını kolaylaştırıyor.
Vatandaşların Güncel Yaşam Koşulları ve Toplumsal Etkenler
Yıkılan veya ağır hasar gören yapıların sayısı yaklaşık 250 bin seviyesinde. Hükümet ve yerel yönetimler, geçici çözümlerle durumu hafifletmeye çalışırken, sahada yaşananlar bunun çok gerisinde kalıyor. Konteynır kentlerde yaşayan on binlerce yurttaş, sürekli elektrik ve su kesintileriyle mücadele ediyor. Çamur ve toz içinde kalan sokaklar, ulaşım sorunlarını katlıyor; bu durum, acil müdahaleleri ve günlük yaşamı zorlaştırıyor. Ayrıca, inşaat alanlarının yoğunluğu, zemin güvenliği ve altyapı sorunlarını derinleştiriyor. Özellikle genç nüfusun işsizlik ve eğitim imkanlarından mahrum kalması, uzun vadeli sosyal sorunları da beraberinde getiriyor.
Resmi Açıklamalar ile Gerçekler Arasındaki Uçurum
Devlet yetkilileri, bölgeyle ilgili olumlu açıklamalar yaparken, gerçek saha koşulları bunun çok gerisinde kalıyor. Resmi raporlar ve gerçekleştirilen inşaat projeleri, altyapının güçlendiğine dair algı yaratmaya çalışırken, sahadaki durum pek öyle değil. Elektrik, su ve ulaşım sorunları devam ediyor; hatta bazı inşaatlar, yapıların deprem dayanıklılığı sorgulanmadan tamamlanmış gibi gösteriliyor. Kamuoyu ise, gerçeklikten uzak bu anlatımlara kanmak zorunda kalıyor, çünkü yaşananlar çok daha dramatik ve ulaşılmaz. Mülkiyet hakları ve inşaatların denetime tabi olup olmadığı ise, ciddi sorgulama gerektiriyor. Yetersiz kontrol ve denetim, yeni deprem risklerini de beraberinde getiriyor.
İnsan Hakları ve Sağlık Mücadelesi
Sağlık, temel insan hakkıdır ve bölgedeki ciddi sağlık krizleri, bu hakkın temel tehdit altında olduğunu gösteriyor. Halk, yaşam hakkını savunmak ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek adına büyük bir mücadele veriyor. Sağlık emekçıleri, destabilize olmuş altyapı ve yönetim sorunlarına rağmen, mesleki sorumluluklarını yerine getirmek için çabalıyor. Ancak, bu çabalar, kaynak yetersizliği ve mevcut koşulların zorbalığıyla sınanıyor. Kalıcı ve modern sağlık merkezlerinin acilen inşa edilmesi şart; uzman personel ihtiyacının karşılanması ve aşılamanın aksatılmadan sürdürülmesi, bu mücadelenin temel taşlarıdır. Sağlık altyapısının güçlendirilmesi, sadece birkaç adımla değil, stratejik ve sürdürülebilir planlarla gerçekleştirilmeli. Bütün bunlar, halkın temel sağlık hakkını yeniden elde edebilmesi için atılması gereken en kritik adımlar olarak öne çıkıyor.
