Türkiye’de milyonlarca hasta, hayati ilaçlara ulaşmadaki zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Özellikle kanser, hormon ve antibiyotik ilaçlarındaki ciddi tedarik sorunları, tedavi başarısını doğrudan etkiliyor. Bu kriz sadece depolardaki stok yetersizliği veya sahadaki hatalarla sınırlı değil; temel sorun, ülkenin uzun süredir süren ekonomik ve düzenleyici yapısal sorunlarından kaynaklanıyor. Günümüzde, eczacılar ve hastalar, bu sorunların yükünü omuzluyor, ama gerçek nedenler hâlen sistemli ve köklü çözümlerle giderilmiyor.
Bildiğiniz üzere, Türkiye’de ilaç sektöründe yaşanan tedarik krizleri, yalnızca eczacılar veya hastalar tarafından görülen bir problem değil. Bu kriz, ülkenin sağlık politikasını, ekonomisini ve döviz kuru politikalarını yakından ilgilendiren, kapsamlı ve çözüm odaklı müdahaleler gerektiren büyük bir mesele. Özellikle döviz kurundaki dalgalanmalar ve yanlış fiyatlandırma mekanizmaları, hem üreticilerin hem de ithalatçıların maliyetlerini katlıyor, piyasada ürün arzını tehdit ediyor.
İlaç Fiyatlandırmasında Derinleşen Çarpıklıklar
İlaç maliyetlerinin belirlenmesinde kullanılan döviz kuru, tedarik zincirinin kırılganlığını doğrudan gösteriyor. Hükümetin uyguladığı fiyatlandırma modeli, resmi kur ile piyasa gerçekleri arasındaki büyük farkı gözardı ediyor. Bu durum, özellikle ithal ilaçların maliyetlerini yükseltiyor ve üreticileri, tedarikçileri piyasadan çekilmeye zorluyor. Örnek vermek gerekirse, resmi Euro kuru 25,33 TL iken, piyasada gerçek kuru yaklaşık 51,46 TL seviyesinde seyrediyor. Bu fark, ilaçların üretim maliyetlerini katlıyor, ki bu da miktar ve çeşitlilik açısından ciddi bir azalma anlamına geliyor.
İlaç sektöründeki bu çarpıklık, kısa vadede nakit akışını engelliyor ve tedarik zincirini kırıyor. Uzun vadede ise, yerli üretim kapasitesinin azalması, dışa bağımlılığı artırıyor. Dolayısıyla, bu durum, Türkiye’de klinik uygulamalarda ve hasta bakımında ciddi riskler ortaya çıkarıyor; bazı tedavi seçenekleri kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Avrupa ülkeleri, bu yüzden yeni tedavilere daha erken erişim sağlarken, ülkemizdeki erişim oranı ciddi şekilde geriliyor.
İlaç Yok Hattının Yanıltıcı İmajı
Sağlık Bakanlığı’nın uygulamaya koyduğu “İlaç Yok Hattı” sistemi, tedarik sorunlarını raporlayan ve çözüm önerileri sunan bir kanal olarak tanımlansa da, pratikte birçok sorun içeriyor. Bu hat, sorunların kaydını tutmak ve çözüm önerileri geliştirmek yerine, çoğu zaman yüzeysel ve geçici çözümler sunuyor. Ayrıca, sistemdeki verilerin güncelliği ve doğruluğu konusunda ciddi eksiklikler bulunuyor. Birçok eczacı, stokta olmayan ilaçları kaydederken, aslında piyasada bulunmayan ürünler hakkında yanlış bilgi verebiliyor veya noktayı kaçırabiliyor.
Bu da, ciddi hasta mağduriyetlerine ve zaman zaman saha içinde şiddete varan tartışmalara neden oluyor. Kısacası, sorunların temel kaynaklarıyla ilgilenmek yerine, sadece yüzeysel çözümlere odaklanan bu uygulama, sisteme yeni sorunlar ekliyor ve kronikleşen problemleri çözmek yerine derinleştiriyor.
İlaç Erişiminde En Çok Etkilenen Gruplar
Gerçek sorun, özellikle kanser, hormon ve nötrofil ilaçlar başta olmak üzere, kritik öneme sahip bazı ilaç gruplarında daha derin ve kronik hale geliyor. Özellikle, ileri onkoloji tedavileri, diyabet ilaçları ve psikiyatrik ilaçların temini, ülkenin menzilinde giderek zorlaşıyor. Bu ilaçların stoklarındaki azalma, hastaların tedavi sürecini sekteye uğratıyor ve tedavi başarısını olumsuz etkiliyor. Artık, düzenli kullanım zorunluluğu olan bu ilaçlar, kayıplara veya beklemeye alınmaya başladıktan sonra, hastaların yaşam kalitesi ciddi biçimde düşüyor.
Örneğin, onkoloji alanında yeni nesil ilaçlara erişim oranı, Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında düşük kalıyor. Bu da, uzun vadede yaşam süresinde azalma ve tedavi maliyetlerinde artış anlamına geliyor. Aynı şekilde, hormon ve endokrin ilaçlarında yaşanan tedarik sorunları, kronik hastaların düzenli tedavisini zorlaştırıyor ve sağlık hizmetleri maliyetlerini yükseltiyor.
İlaç Sektöründe Kimin Rolü Var?
Burada kritik soru, sorunun kaynağı kim? Birçok uzman ve sektör temsilcisi, temel sorunun, siyasi ve ekonomik politikalar olduğunu belirtiyor. Yüksek döviz kuru, yanlış fiyatlandırma ve ekonomik istikrarsızlık, üretici ve ithalatçıların maliyetlerini çarpıyor, bu da piyasada ürün kıtlığına yol açıyor. Eczacılar ise, “stok yönetimi” veya “müşteri memnuniyeti” gerekçeleriyle suçlanmamalı. Çünkü, onların sorunu değil, sistemi manipüle eden ve sınırlayan politikalar bu krizleri derinleştiriyor.
Halk sağlığını tehdit eden bu krizleri aşmanın yolu, üretimden fiyatlandırmaya, stok yönetiminden düzenleme mekanizmalarına kadar çok geniş bir yelpazede reform yapmayı gerektiriyor. Bu reformlar, ilk etapta sadece gözlemlenen tedarik sorunlarını hafifletmekle kalmamalı, aynı zamanda sürdürülebilir ve güvenilir bir ilaç arzı sistemi kurmalıdır.
Çözüm ve Yönelimler
İdeal bir ilaç fiyatlandırma modeli, döviz kurlarını düzenli ve piyasa koşullarına uygun biçimde yansıtmalı. Ayrıca, yerli üretim kapasitesinin artırılması ve teşvik edilmesi, dışa bağımlılığı azaltacaktır. Kamu bütçeleri ve geri ödeme mekanizmaları, sürdürülebilir ve adil bir denge oluşturmalı. Bunun yanında, gerçek zamanlı ve şeffaf veri paylaşımı, tedarik zincirinde güvenliği artırarak, krizleri önleyebilir.
Özellikle hükümet, regülatörler ve sektör örgütleri, bu doğrultuda koordineli hareket etmeli. Kur farklarını düzenlemek ve sürdürülebilir yatırım ortamını sağlamak adına yeni modeller geliştirmeli. Eczacılar ve sağlık çalışanları ise, stok yönetimi ve hasta koordinasyonuyla, krizlerin etkisini azaltmaya katkı sağlar. Ayrıca, hastaların ve hasta derneklerinin, tedarik sorunlarını doğrudan rapor edebileceği platformlar devreye alınmalı.
Kısa Vadeli Pratik Adımlar
- Alternatif iletişim kanalları: Eczacınız ilaç yoksa, alternatif tedavi seçenekleri ve reçete planları hakkında detaylı bilgi almalı. Panik yerine, çözüm odaklı yaklaşımlar geliştirilmelidir.
- Reçete ve stok takibi: Uzun süreli kullanan hastalar, düzenli olarak doktorlarına ulaşmalı ve stok durumlarını yakından takip etmeli. Bu, tedavi sürekliliği sağlar ve beklenmedik krizleri önler.
- Yerel destek ve bilgi kaynakları: Kronik hastalık dernekleri veya hasta topluluklarıyla iletişime geçmek, sahadaki durumu anlamak ve acil çözümler üretmek açısından faydalı olabilir.
Tablo: Krizlerin Nedenleri ve Çözüm Yolları
| Problem | Kısa Vadeli Etki | Uzun Vadeli Çözüm |
|---|---|---|
| Kur farkları ve maliyet artırıcı etkiler | İlaç tedarikinde kesintiler ve gecikmeler | Kur bazında fiyatlama revizyonları ve esnek geri ödeme modelleri |
| Veri ve stok bilgisi eksiklikleri | Yanlış yönlendirmeler ve saha uyuşmazlıkları | Gerçek zamanlı, şeffaf ve erişilebilir stok takip sistemleri |
| Yerli üretimin zayıf olması | İthalata bağımlılık ve arz dengesizlikleri | Desteklenmiş üretim, AR-GE ve hammadde tedariki |
İlaç tedarikindeki temel sorunlar, sistemli ve kalıcı çözümlerle aşılmalı. Bu süreçte, adil fiyatlandırma, şeffaf veri ve yerli üretime odaklanmak, ülkede sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğini sağlayacaktır. Nafaka gibi görülen krizler, aslında sistemin bütünsel reformunu gerektiriyor ve bu reformlar; hem sağlık sektörüne olan güveni güçlendirecek hem de hastaların erişim haklarını koruyacaktır.
