63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Ulusal Kısa Film Yarışması, Ulusal Belgesel Yarışması ve özel gösterim bölümlerindeki filmler izleyiciyle buluştu. Gösterimlerin ardından yönetmenler, yapımcılar ve film katılımcıları söyleşilere katılarak eserlerin çıkış noktalarını ve yapım süreçlerini anlattı. Günün programında yüzme, bale, cezaevi deneyimi, kişisel arayış, çocukların yaşamı, yersiz yurtsuzluk ve mayın tehlikesi gibi farklı konular öne çıktı.
Ulusal Belgesel Yarışması’nda kişisel hikâyeler
“Denizyıldızı: Bir Cesaret Öyküsü”, açık su yüzücüsü Bengisu Avcı’nın Manş Denizi’ni geçme hedefinden başlayarak kişisel mücadelesini ve başarı yolculuğunu izleyiciye taşıdı. Yönetmen Onat Can Karabatak, görüntü yönetmeni Oğuzhan Macar, yapımcılar Ali Ergöçmez ve Özgür Özgürengin ile belgeselin baş karakteri Avcı, AKM Perge Salonu’ndaki söyleşide filmin nasıl ortaya çıktığını anlattı.
Avcı, Manş Denizi’ni geçme hazırlıklarına başladığı 2017-2018 yıllarında yolculuğunu telefonuyla kaydettiğini söyledi. Bu deneyimin bir gün başkalarına ilham verebileceğini düşündüğünü belirten Avcı, daha sonraki yüzme parkurlarında ekibiyle bir araya geldi ve AXA’nın desteğiyle belgesel çalışması başladı. Karabatak ise Avcı’yla beşinci parkurdan sonra tanıştıklarını, son iki parkuru çekebildiklerini ve sınırlı görüntülerle güçlü bir hikâye kurmaya çalıştıklarını ifade etti. Avcı, Oceans Seven parkurlarını tamamlayan ilk Türk yüzücü oldu.
“Prima Ballerina Meriç”, Devlet Sanatçısı Meriç Sümen’in Kuğu Gölü Balesi ile AKM Sahnesi’ne dönüşünü konu aldı. Yönetmen ve yapımcı Deniz Gürgen Atalay, aile dostu Sümen’in yeniden sahneye çıkacağını öğrendikten sonra çekimlere hemen başladığını söyledi. Belgeselin kurgucusu Vincent Rozenberg ile Sümen, Gülen Tekebaş ve Antalya Devlet Opera ve Balesi sanatçısı Arkın Zirek de gösterim sonrası söyleşide yer aldı.
Sümen, filmde kendisini olduğu gibi yansıttığını ve sahne yaşamıyla özel yaşamını ayrı tutmaya çalıştığını anlattı. Çekimlerdeki içtenliğin, sanatçının sahneye dönüşünün yanı sıra kendisiyle kurduğu mücadeleyi de görünür kıldığını belirtti.
Diyarbakır Cezaevi’nin geçmişi belgeselde
“Posta Kutusu 213- Diyarbakır”, 12 Eylül askerî darbesi döneminde Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini ele aldı. Yönetmen Orhan Miroğlu, görüntü yönetmeni Cevahir Şahin, süpervizör Mehmet Eryılmaz ve film katılımcıları Paşa Akdoğan ile Abdullah Çelebi, gösterim sonrasında belgeselin hazırlanışını ve anlatım tercihlerini değerlendirdi.
Miroğlu, cezaevinden çıkan birçok kişinin yaşananları anlatma isteği taşıdığını söyledi. Cezaevinin müzeye dönüştürülmesi gündeme geldiğinde, orada yaşananların da müzenin ve ortak hafızanın bir parçası olmasını istediğini belirtti. Belgeselde mağdurların yanı sıra o dönemde cezaevinde görev yapan kişilere de yer verilmesi, farklı tanıklıkların bir arada aktarılmasını sağladı.
Film katılımcısı Paşa Akdoğan, belgeseli her izlediğinde cezaevinde yaşadığı işkenceleri yeniden hatırladığını söyledi ve darbelerin demokrasi ile insan hakları üzerindeki etkisine dikkat çekti. Görüntü yönetmeni Cevahir Şahin, tanıklıkları dinlemenin ve cezaevini görüntülemenin kendisi için sarsıcı bir deneyim olduğunu anlattı. Süpervizör Mehmet Eryılmaz da kendi cezaevi deneyimini Diyarbakır’da yaşananlarla karşılaştırınca aradaki farkın ağırlığını daha iyi kavradığını ifade etti.
“Arayış”ta birbirine bağlanan yaşam öyküleri
“Arayış” filminin yönetmeni Aslı Akdağ, senaristi Büşra Coşkun ve katılımcılar Yıldız Işık ile Ezgi Sorman, gösterimden sonra izleyicilerin sorularını yanıtladı. Belgesel, farklı yaşam deneyimlerine sahip kişilerin kendilerini anlama ve hayatta yön bulma çabalarını bir araya getiriyor.
Yıldız Işık, çocukluğunun geçtiği Veliefendi’ye dönmenin kendisini geçmişine götürdüğünü ve bu deneyimi unutamayacağını söyledi. Ezgi Sorman ise hayatını canlandırmak yerine kendi hikâyesini anlattığı için çekimlerin doğal ilerlediğini belirtti. Yönetmen Akdağ, karakterleri ortak duygular ve bağlar üzerinden buluşturmayı amaçladığını; yolculuğun Yıldız Işık’la başlayıp diğer karakterlerle genişlediğini aktardı.
Ulusal Kısa Film Yarışması’nda farklı konular
“Adreste Bir Sorun Var”, hayranı olduğu siyasetçiyle fotoğraf çektirmek isteyen yaşlı bir adamın ve bu istek nedeniyle siyasetin tartışmalı alanlarına çekilen yeğeninin hikâyesini anlatıyor. Yönetmen Murat Ayyıldız, yapımcı Elif Gökçe, oyuncular Baykal Güven ve Mehmet Bozdoğan, yapımcı ve görüntü yönetmeni Emre Pekçakır ile post sorumlusu Afra Kütük, söyleşide filmin çıkış noktasını paylaştı. Ayyıldız, bir siyasetçinin basit bir fotoğraf sözünü yerine getirmemesi hâlinde neler yaşanabileceği sorusundan yola çıktığını söyledi.
“Porkatal” ise anneleriyle birlikte cezaevinde kalmak zorunda olan çocuklardan hareketle, cezaevinden çıkan bir çocuğun topluma uyum sağlama çabasını ele alıyor. Yönetmen Sis Gürdal, konuyla ilgili uzman psikologlarla görüştüğünü ve erkek çocuğun cezaevi sonrasında kadınların dünyasından erkeklerin dünyasına geçişine odaklandığını anlattı. Filmin merkezindeki Engin karakteri, köyde yeni bir yaşam kurmak yerine annesine dönmek için plan yapıyor.
Yarışma programındaki animasyon film “Anaokulu”nun yönetmeni Melis Balcı, hikâyenin Fransa’ya taşınan bir arkadaşının yaşadığı deneyimden doğduğunu söyledi. Arkadaşının zorunlu bir çizim atölyesinde yaptığı resim nedeniyle utanç duyması, Balcı’ya farklı olmanın yarattığı tanıdık duyguları düşündürdü. Yapımcı Nazlı Eda Noyan, müzisyen Murat Ömür Tuncer, ses tasarımcısı Ataberk Genç ve animasyon ekibinden isimler de söyleşiye katıldı.
Özel gösterimlerde doğa, aidiyet ve mayın tehlikesi
Kısa Metraj Özel Gösterim seçkisindeki “Anadolu’nun Kayıp Pençeleri” (The Lost Claws of Anatolia), Hazar Kaplanı ve Anadolu Parsı’nın yaşam mücadelesini konu aldı. Yönetmen Mert Can Altun, hayvanların mücadele biçimleriyle kendi yaşam deneyimi arasında bağ kurduğunu belirtti. Gerçek fotoğrafları referans alıp yapay zekâ desteğiyle hazırladığı belgeseli üç ayda tamamladığını söyleyen Altun, yeni projesinde tek bir insanın hikâyesini anlatmayı planladığını aktardı.
“Hayaletin Evi Yok” filminin yönetmeni Ege Yılmaz, çalışmanın Varşova Film Okulu’nda bir proje olarak başladığını ve kendi yersiz yurtsuzluk hissinden beslendiğini söyledi. Yılmaz, önceki filmi “Lumina” ile bu filmin ortak temalar taşıdığını belirtti.
“Adım Adım Eve” ise Karabağ’daki mayın tehlikesini ele alıyor. Yönetmen Evrim İnci, Azerbaycan gezisi sırasında mayınlardan haberdar olunca projeyi yapımcı Berker Bülbüloğlu’yla paylaştığını ve çalışmaya başladıklarını anlattı. Çekim ekibi, güvenlik gerekçesiyle belirlenen alanların dışına çıkamadı; çelik yelek giyerek mayın arama faaliyetlerinin yapıldığı bölgelerde çalıştı. Yönetmen, sahadaki koşulların çekim planlarını ve ekibin psikolojisini doğrudan etkilediğini söyledi.
Festivalin söyleşileri, filmlerin perde arkasını izleyiciyle buluştururken farklı türlerdeki yapımların kişisel deneyimleri, toplumsal hafızayı ve güncel sorunları nasıl ele aldığını da ortaya koydu.
